Bu gece dinlediğimiz bir müzik ya da izlediğimiz bir film bize bir şeyi hatırlattı. Kalbimizin tam orta yerinde bir yol ayrımı var. Bu ayrımda hangi yönü seçeceğimizi bilmiyoruz. Kendi kalbimizin içinde kıvırılıp giden bir yol üzerinde kaybolmuşuz. Oysa insan kendine ait olanı çok iyi bilmez miydi? Kendinde olan şeyi, içinde olan bir şeyi… Hayatta kalması için gerekli olan o kırmızı sıvıyı tüm vücutta dolaştıran o organın içinden gelip geçen her şeyi bilip buna mahir olması gerekmez miydi? Ama biz bilmiyoruz. Kalbimizdeki bu yol nereye gidiyor kestiremiyoruz ve her yol ayrımında bir kararsızlık bizi alaşağı ediyor. En son nerede kalmıştık? En son hangi şarkıya ağlamıştık? Ya da bedenimize hayat veren o kırmızı sıvıyı pompalayan organ en son ne zaman duraksayarak atmıştı? Hatırlıyor muyuz?
Bu gece dinlediğimiz bir şarkı ya da izlediğimiz bir film, içimizde uzun zamandır sessizce duran bir yarayı yeniden açtı. İçlerinde geçen bir söz, bir cümle, belki bir sahne, belki de sadece son bir bakış… Kalbimizin tam orta yerinde hiçbir yere gitmeyen bir yol ayrımı ve ne zamandır orada olduğunu bilmiyoruz. Belki yıllardır aynı yerde durmuşuz da fark etmiyoruz. Önümüzde uzanan yolların hangisinin bize ait olduğunu seçemiyoruz. O yol ayrımında bizi hiçbir yere götürmeyecek olan yol bir kedere götürecek gibi geliyor. Bu yüzden karar vermemiz çok güç, her kararın seherinde biraz daha yoruluyoruz. Seher vakti yerini aydınlığa bırakır ama biz karanlıkta sanki kayboluyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde, her hangi bir şehrinde yolunu şaşırsa birilerine sorabilir. Bir harita açabilir. Bir işaret takip edebilir. Ama insanın kendi kalbinde kaybolması farklı bir şeydir. İçinde hiçbir tabela çıkmıyor karşısına, hiçbir ses doğru yönü göstermiyor. Kendi içimizde damarlarımız kıvrılıp her noktamızı hayatta tutuyor; ancak aynı şekilde kıvrılıp giden yolların sonunu göremiyoruz. Yaşıyoruz belki; ama neden hayatta olduğunu bilmeyen bir hücre gibi, bir uzuv gibi sadece oradayız.
Oysa insan kendine ait olanı bilmez miydi? İçinde taşıdığı şeyleri tanımaz mıydı? Ya da sevinçlerinin nereden geldiğini? korkularının neden bu kadar güçlü olduğunu? neden özlediğini? neden vazgeçemediğini anlayamaz mıydı? Belki de Hayır. Bizim en büyük çaresizliğimiz kendi içimizde geçip giden bir hayatta kendimizi tanıyamamış olmamızdan gibi geliyor bazen.
Ve sonra aklımıza başka sorular geliyor. Cevabı kesin olmayan sorular. En son hangi şarkıya ağlamıştık? O şarkı gerçekten kulağımıza mı dokunmuştu, yoksa içimizde yıllardır konuşamayan bir şeyi mi uyandırmıştı? Bazı şeyler hayatımız boyunca bir daha başlamamak üzeree sonuçlanır. Bazı hikâyeler kapanır; ama tonlarca kan pompalamayı başaran o organ, kalp, olan biteni unutmakta bu işte başarılı değildir. Kalp ile çatışan bir organ vardır. Hayatı boyunca kalp ile savaşır. Hatta bazen ona der ki ”Hükmeden benim, sen değilsin.” Bunu diyen beyindir. O hızlıca kötü anıları unutmaya çalışır, kalp ise hatırlamaya devam eder. Sonra belki yeniden kalbe dönüp der ki ”Yaptığın o şey, diğerlerine zarar veriyor. Senin gibi olan diğer organlara… Hatta bana… Bizi yavaş yavaş öldürüyorsun. Bunu yapmaktan vazgeçmelisin.” Çok fazla çalıştığından olsa gerek kalp güçlüdür. Diretir. Kabul etmek istemez. Genelde beyin kazanır bu savaşı; ama uzun sürer. Bu yüzden bazı geceler sebepsiz yere mutlu bir anda bile beyin anlam veremezken kalp hüzün senfonisini çalmaya başlar. Beyinin susturduğu şeyleri sessizce konuşmaya devam ediyordur.
Belki de en çok buna üzülüyorum. İnsan bazen kaybettiği herhangi bir şeye değil, kaybettiği kendisine ağlıyor. Geçmişte bıraktığını sandığı her şeyin aslında hâlâ içinde yaşadığını her an fark edebiliyor. Bu gece de öyle bir gece. Şarkı bitti. Film sona erdi. Ekran karardı. İçimizde yarım kalmış olan şeyler bitmedi. Hâlâ aynı yol ayrımında duruyoruz. Hâlâ hangi yöne gitmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Ve kalbimiz, bütün yorgunluğuna rağmen atmaya devam ediyor. Er ya da geç beyin savaşı kazanacak; çünkü hep o kazanır. Ama bir gün gelecek ve o gün kalbin artık bu savaşta takati kalmayacak ve sendeleyecek. Durumdan haberdar olan beyin bu sefer de onu hayatta tutmak için tüm diğer organları seferber edecek. Ama artık kalp yola devam etmek istemeyecek, savaşı kaybettiğini anlayacak. Beyin, onu hayatta tutmak için elinden gelen her şeyi yapacak; ama kalp hiçbir ikaza ve yükselen hormonlara yanıt vermeyecek. Beyin o an artık sonun kaçınılmaz olduğunu anlayacak ve sadece yoğun bir huzur hissi veren hormonların salgılanması emrini verecek. Çok ilginçtir kalp gittikten sonra arkasından ilk giden organ hangisi biliyor musunuz? Hayatı boyunca savaştığı beyin. Son kez huzur veren hissiyat ve gidişin arkasından hemen ona katılan organ neden beyindir? Bunun sebebi bilimsel olarak bilinmez; ama tahmin etmek bu kadar güç mü?
En son dinlediğin bir ritim ya da şarkı sana neyi hatırlattı?

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: