Hayata başladığımız ilk an, ciğerlerimize dolan ilk oksijenin yaktığı gibi ciğerlerimizi yakan çokça anımız olmuştur. Ancak geçip giden ve biten günler yakıp tutuşturan şeyleri de bitiriyor. Ve ben en son sayfa kaçta kaldığımızı bir türlü hatırlayamıyorum. Sahi en son nerede kalmıştık ?
Hayata başladığımız ilk an, ciğerlerimize dolan ilk oksijenin yaktığı gibi ciğerlerimizi yakan çokça anımız olmuştur. Ancak geçip giden ve biten günler, yakıp tutuşturan şeyleri de yavaş yavaş tüketiyor. Acılar bile bir noktadan sonra alışkanlığa dönüşüyor, insan en çok buna şaşırıyor. Zaman, izleri tamamen silmiyor belki ama keskinliğini törpülüyor. Ve ben en son sayfa kaçta kaldığımızı bir türlü hatırlayamıyorum. Çünkü bazı yerleri bilerek atladık, bazı satırları yarım bıraktık. Belki de aynı sayfaya defalarca geri döndük ama her seferinde başka bir ruh hâliyle okuduk. Hayat ilerledi sandık, oysa çoğu zaman sadece durduğumuz yeri değiştirdik.
Sahi, en son nerede kalmıştık? Bir şeyleri umut ederken mi, yoksa vazgeçmeyi öğrenirken mi? Kendimize verdiğimiz sözlerin kaçını tutabildik, kaçını sessizce unuttuk? Hatırlamak zor çünkü insan bazı şeyleri kaybettiği yerde değil, fark ettiğinde acıyor.
Belki de kaldığımız yer tam olarak burasıdır: geçmişi tam olarak bırakamadığımız, geleceği ise henüz kuramadığımız o ara boşluk. Ne tamamen gerideyiz ne de gerçekten ileride. Sadece yoldayız ve durup bunu fark ettiğimiz anlar, bu soruyu sormamıza yetiyor. Geçmişe yazılar yazmamıza da vesile oluyor.
Bir cevap varsa iletilmemiş mektuplar posta kutusuna adıma zimmetli bir posta gönder.

beyza için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et