Sebebini bilmediğimiz şeyler

– Sana kötü bir şey olmayacağını, her şeyin bizim için… en azından senin için iyi gideceğini bilmek istiyorum. – 2014

Ne demişti gezgin, ”…dünden kalan gülümsemem hâlâ ışıl ışıl parlıyor; ama içimdeki sıcaklık da öylece sessizce soluyor. Bunu hiç kimse fark etmiyor, çünkü yüzümdeki neşe hala aynı. Ama yine de içimde; çok derinlerde bir yerde, sessiz bir boşluk yavaş yavaş büyüyor. Dışarıdaki ışıklar hâlâ yanıyor; ama ben kendimi soğuğa doğru sürüklenirken buluyorum…”

Sebebini bilmediği bir gizemin içinde oksijene muhtaç bir balık gibi çırpınıyor Gezgin. Oysa suyun dışında, içerisinden daha fazla oksijen yok muydu? Kimine hayat veren kimisinden böylece o hayatı çekip alıyor. Peki balığa sorsalardı hangisini tercih ederdi? Kimse balığa da sana da bir şey sormadı. Bunlar bizim sebebini bilmediğimiz şeyler.

Ve yine ne demişti gezgin? ”…dönüp dolaşıp durduğum kendimi aradığım her yerde bir kez daha kayboluyorum. Bu bilinmezlik hiç bitmez diye de endişe ediyorum.”

Ne diyebilirim ki? Nasıl hissettiğini iyi biliyorum. Endişeni çok iyi anlıyorum gezgin. Seni koruyup kollayan, senden haber alamadığında endişe duyan ve seni hep merak eden herkes er ya da geç ortadan ortadan kaybolacaklar. Hayaletler bile arkalarında bir yankı bırakır. Eğer sadece geçici olsaydım, sessizliğim birine nasıl çığlık atılacağını öğretebilirdi. Boş bir kafa artık onu dünyaya dair meşgul edecek bir şey kalmadığında, bir zamanlar taşıdığı her şeyin yankılarını taşır. Geriye bakar ya gülümser ya da hüzünlenir. Ortası yok. Bazılarımız burada sonsuza kadar kalmak için yaratılmadık. İz bırakmak, dünyayı sallamak ya da öylesine geçip gitmek için yaratıldık. Varlığın mutlak bir sahibi var. Biz mutlak bir yokluğun paydaşıyız. Herkes sabit kalsın ve yine de biz elimizden geleni yapalım, buradan geçip giderken. Çünkü bir gün herkes yalnız kalacak. Bundan kaçış yok.

Bunlar bizim bilmediğimiz şeyler gezgin. Küçücük fanusun içerisine hapsolmuş olan biziz. Dışarıda fırtınalar kopuyor, hayatlar başlıyor ve bitiyor. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Bir balığın komik ve kısa hayatından farksız hayatlarımız. Belki kıtalar aştın, ülkeler gördün; ama hala bir fanusun içerisindesin. Oradan çıksan komik bir balığın hayatta kalma süresinden ve şansından bile çok uzaktasın.

Bakalım bu satırları okuyan kime hak verecek? Belki de hiçbirimize. Tabii tüm bunlar benim düşüncelerim. Her ne şekilde bazen seninle fikir ayrılığına düşüyor isek bu başkaları ile de olabilir. Ama benim bir dayanağım var gezgin. Gel sana anlatayım.

45 dakika melek zamanı= 1393 yıl

45 dakika= 2700 saniye (melek zamanı)

1393 yıl= 1393x365x24x3600(1 saat=3600 saniiye) = 43 974 528 000 saniye

1 melek saniyesi = 43 974 528 000 / 2700 = 135 saniye

135 saniye = 2 dakika 15 saniye

Bu ortalama bir insan ömrüne göre yapılmış bir hesaplamadır. Hayatında uzatmaları oynayan biri için 3 dakikayı geçmeyecektir.

Düşünsene gezgin, bazılarımızın sadece birkaç saniyesi kaldı. Ne zaman tamamlanacağını bilmeden boş bir kafayla geriye dönüp baktıklarında gülümsemelerini çok isterdim. Ancak kalbi kötülüklerle, zalimlikle dolu olanların değil tabi. Şu kısacık sürede bile masumların canını yakmayı başarabilenlerin değil.

Bu kurguda sebebini bilmediğimiz o kadar çok şey var ki; ama ben hala senin için her şeyin iyi gideceğini bilmek istiyorum.


Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun:

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.