Mevlana’nın beni etkileyen bir sözü var. ‘‘Ümitsizliğin ardında nice ümitler var. Karanlığın ardında nice güneşler var.“ Bu sözünü ilk kez 5 yıl önce Türkiye’nin İtalya ve İspanya’ya korona virüsün bu ülkelerde şiddetli şekillerde canlar alırken yardım elini uzattığı zamanda görmüştüm. Tıbbi ilaç ve malzemeler bulunan kolilerin üzerine yazılmıştı.
”Her şeyden vazgeçmek üzere iken o gülüşündeki umut beni hayata tutundurdu…” – Gezgin
Bu satırları okurken kalbini dinlendireceğini düşündüğüm bir müziği de aşağıya ekliyorum. Sana yazılmış olan satırları takip ederken eşlik edecek. Bu satırlara belki biraz daha fazla mana katacak. Çok uzaklardan yazılmış, renksiz ve solgun bu satırlara katabileceğim tek duygu bu ve sen okurken sana çok daha fazla duygu hissettirmek istiyorum. Bunun tek yolu şimdilik bundan ibaret.
Hayat, çoğu zaman bize ne olacağını önceden haber vermez. Sabah uyandığımızda her şey yerli yerindeyken, akşam olduğunda bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kalabiliriz. İşte tam da bu belirsizlik, insanı hem korkutan hem de hayata anlam katan şeydir. Çünkü hayatın sürprizleri yalnızca kötü olanlardan ibaret değildir; çoğu zaman en güzel kapılar, hiç beklemediğimiz anlarda aralanır. Her şey kötü giderken bir anda bir haber ile her şey değişivermiştir. Size de haber verilmiştir sadece. Umut, insanın içindeki sessiz ama inatçı sestir. “Henüz bitmedi.” “Bir yol daha var” diye mırıldanır. Bazen o sesi duymak zorlaşır; gürültü çoktur, hayal kırıklıkları üst üste gelir, yorgunluk ağır basar. Ama umut, tamamen kaybolmaz. Sadece bekler. Hep oradadır.
Ümit etmek, saf bir iyimserlik değildir. Ümit etmek; başına gelen her şeye rağmen, yarının bugünden farklı olabileceğine inanma cesaretidir. Herkes karanlıkta kalabilir, fakat herkes karanlıkta kalmayı kabul etmek zorunda değildir. Elektrikler kesildiği için şu an karanlıktasın; ancak o elektrik tekrar geri gelecek. Odanın içerisi yeniden aydınlanacak.
Peki bu hayat neden sürprizlerle dolu? Çünkü hayat düz bir çizgi değildir. Eğer öyle olsaydı, öğrenmezdik, dönüşmezdik, büyümezdik. Bizi geliştiren şey, planlarımızın bozulmasıdır çoğu zaman. Gitmek istediğimiz yoldan saparız ama o sapak, bize kendimizi daha yakından tanıma fırsatı verir. Ömrümüz boyunca birçok kapı kapanır ve bunu bir kayıp zannederiz. Oysa bazen o kapı, zaten bize ait olmayan bir hayatı temsil ediyordur. Hiçbir zaman bizim olmamış bir hayatı… Kapanan her kapı, başka bir ihtimalin önünü açar. Hayatın sürprizi tam da buradadır: Sen bir şeyi kayıp sanarken, hayat sana aslında yeni bir alan açıyordur.
”Yolun sonuna geldik…” dediğin anda önünde başka bir yol uzandığını görürsün.
Umut, güçlü olmak değildir. Toplum bize sürekli güçlü olmamız gerektiğini söyler. Oysa umut, her zaman güçlü olmak değildir. Güçlü olmak zorunda değilsin! Bazen umut, yorulduğunu kabul etmektir. Ağlaman gerekiyorsa ağlamalısın. Enerjim artık bitti diyorsan durmalısın. Ağlamak, durmak, nefes almak… Bunlar umutsuzluk değil, güçsüzlük hiç değil. Senin en doğal hâllerindir. Umut; düştükten sonra hemen ayağa kalkmak zorunda olmak değildir. Yerdeyken bile ayağa kalkabileceğini bilerek orada debelenmek, tozlara belenmek ve sonrasında gözyaşlarınla çamura bulanmaktır. Çoğu mentorun dediği gibi kırıldığın yerden güçlenirsin. Kırıklar, çatlaklar insanı gerçek kılar.
Başkalarının hayatı sana uzaktan kusursuz görünebilir. Ama herkesin içinde sakladığı mücadeleler vardır. Kimse, yaşadıklarını alnında yazılmış şekilde dolaşmıyor. Hayat herkes için gizli sürprizler saklıyor. Hatta kötüler için bile. Belki değişebilirler diye. Her şeyi bir anda değiştirmek zorunda değilsin. Büyük hayaller, küçük adımlarla başlar. Bugün sadece bir telefon açmak, bir sayfa okumak, bir düşünceyi yazıya dökmek… Belki bugün hayat sana gülümsüyor gibi hissettirmiyor. Ama yarın, hiç beklemediğin bir anda biri çıkıp hayatına dokunabilir. Bir cümle, bir fırsat, bir tesadüf… Hayatın sürprizleri genellikle kapıyı çalmadan gelir.
Söylenmesi Gereken Son Şey, ”Bu Hikâye Henüz Bitmedi.”
Eğer bu yazıyı okuyorsan, hâlâ buradasın demektir. Bu bile başlı başına bir umuttur. Çünkü vazgeçmiş biri, okumaz. Arayan biri okur. İçinde bir yerlerde hâlâ “belki” diyen bir ses vardır. Bunu ben de hissediyorum. Hayat seni yormuş olabilir. Kırmış, şaşırtmış, geciktirmiş olabilir. Ama unutma: Gecikme, reddedilmek değildir. Bazen hayat seni olgunlaştırmak için bekletir. Umut et. Beklediğinden, beklediğin kişiden umut et; ama beklemediğinden, beklemediğin bir kişiden çok daha fazla umut et. Çünkü muhtemelen hayat sana hiç umut etmediğin yerden ve kişiden verecek. Hayat her zaman bir sürpriz saklar. Hayal ettiğin şeyden ve kişiden çok daha fazlası olacak. Yeter ki kalbini, benliğini, her şeyini temiz tut. Bende olduğu gibi sende de en çok artık hiçbir şey olmaz dediğin anda olacak. Söz veriyorum. Bu son satırları yine yeniden tekraren oku. İçinde kendine ait bir sırrı bulacaksın. O sırlar da seni hep gitmek istediğim uçsuz bucaksız ve mis kokulu yaylalara götürecek. Zor olacak belki ama elbet bir gün huzura eriştirecek.
Şinasi Uluğ

tamosirada için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et