Toplumumuzu Saran Hastalıklar

Bugün kalbimin sızladığı ve aynı anda feraha kavuştuğu bir vakitte tüm bunları yazıyorum. Sokakta yürürken gördüğüm yüzler yorgun. Şikayetsiz bir bıkkınlık haliyle kimse halinden memnun değil; ama herkes ilginç bir şekilde suskun. Sanki hepimiz aynı şeyden şikâyetçiyiz fakat adını koymaya cesaret dahi edemiyoruz. Toplum olarak bizi bütünüyle saran bir hastalık var ve bu hastalık bedenlerimizde değil kalplerimizde ilerliyor. Toplumumuzu kitlesel olarak sarmalayan kumar, zina, şiddet, faiz ve erdemsizlik hastalıklarından bahsediyorum.

Toplumumuzu saran hastalıklar: Toplumsal çürümeye sebep olan şeyler
Kumar, Alkol, Ahlaki çöküş ile toplum dejenerasyonu

Tarihleri aşan ve binlerce yıllık bir geleneğe bağlı olan bizim kültürümüz basit bir gelenekler toplamı değildir. Türk kültürü dediğimiz şey omurgalıdır ve o omurganın içinde milyonlarca kan damarı vardır ki o bizim toplumumuzun bedenini besler. Henüz ilkokula gittiğim zamanları anımsıyorum. Çocukluğumun geçtiği o güzel yılları…Ev dediğimiz yerin bir ağırlığı, huzuru vardı. Sofraya otururken besmele çekilir, kalkarken şükür edilirdi. Tabak sıyırılmazsa azar işitirdik. Hak yemek en büyük korkulardan biriydi. Hatırlarım… bakkal Lütfü amcanın, babamla birlikte ay sonu bakkal defterini hesaplarken ”Hocam, aman sizin hak bize geçmesin. Bizimki geçmişse de helal olsun.” dediğini. Hesap – kitap – helalleşme bittikten sonra her defasında bir çikolatayı hak ederdim. Belki de bu sebepten, her ay sonu o hesaplaşmada bulunurdum. 🙂 Çocukluğımda birinin hakkına girmektense aç kalmayı tercih eden insanlar vardı. Faiz vardı evet ama çokları tarafından haram lokmanın insanın evladına kadar olumsuz sirayet edeceğine inanılırdı.

İnsanoğlunu doğuran kadın ise bu toplumda bir kıymetti, bir mücevher. Ana idi, babalarımıza emanetti, bir evin ikinci direğiydi. Kadına bakış bu milletin aynasıydı ve bu asil milletin ne olduğunu anlatan en açık bir eserdi. Şimdi içimi acıtan şey şu ki bazı kadınlar geçim derdiyle, bazıları yönlendirilerek, bazıları da normalleştirilen bir düzenin içinde kendi bedenleri üzerinden para kazanır hale geldi. Bu sadece bireysel bir tercih meselesi değil, belki zorunluluk ya da başka bir şey. Ancak asla kabul edemeyeceğim bir şey var ki bazı sosyal medya uygulamalarında kocaların eşlerini o kameranın önüne iterek şov yaptırmaları ya da bunu bildikleri halde ses çıkarmamaları. Bu bir toplumun, bizim toplumumuzun içten içe zayıfladığının göstergesidir. Cinsiyetçi bir söylem midir? bilemem ama bence kadının değeri düştüğünde toplumun da değeri düşer. Çünkü benim tahayyülümde kadın sadece bir birey değil; değerlerin, kültürün ve medeniyetin asıl taşıyıcısıdır. Öz Türkçe’de anneye ANA denir. ANADOLU, ANAYURT, ANAVATAN…kelimeleri hatta ANAYASA, ANAKABLO, ANAKART, ANADAMAR… dikkat ettiğimizde hepsi her varlığın; vatan, bilgisayar, elektrik, vücut, devlet sistemlerinin en temel ve hayati parçasıdır ve ANA kelimesinden türetilmiştir. Yokluğunda bir varlık olmaz. Bozulursa sistem düzgün çalışmaz. Bu ifadeler için BABA kelimesi de tercih edilebilirdi; ancak kadim gelenek ANA kelimesini tercih etti. Burada biraz düşünmemiz gerekiyor.

İçimizi acıtan ve bir kanser hastalığı gibi toplumun hücrelerinde yayılan kumar ve bahis siteleridir. Sosyal medyadan aldığımız haberler kötü ve ekranların arkasında sessiz bir felaket gitgide büyüyor. Köşeyi dönerim mantığı ile ve bir umutla girilen o siteler, insanın zamanını, parasını, huzurunu alıp götürüyor. Geride altında yüzlerce canı bulunduran enkazlar bırakıyor. Borçlanan gençler, dağılan aileler, gizlenen kayıplar ve uykusuz geceler. Kolay para kazanma hayali insanı en hızlı yoldan tüketiyor. Kumar bağımlısı arkadaşlarımla konuştuğumda hepsinin yol, yöntem ve sebeplerinin farklı olmasına karşılık aynı sonda buluştuklarını gördüm. Uykusuz geçirdikleri geceler, hayattan zevk almama durumuna gelme, güvenin ve itibarın bitirilmesi ve kendilerine olay saygının da kaybettikleri paralar gibi eriyip tükenmesi. Ayrıca hepsinde yine aynı ortak bir şey var ”Şansım dönecek, zararımı kurtarıp çıkacağım, sistemi çözdüm…” Nasıl bir bataklıksa içine düşene hep bir umut veriyor. Kazanıp, çok zengin olmayı ve paraya para dememeyi öğrenmeyi. Ama şunu düşünemiyorlar ki kazansalar bile, o kazandıkları paralar başkalarının çektiği acıların, döktükleri gözyaşlarının ve dağılan yuvalarının bedeli… Oysa bize az ama helal olanın her zaman bereketli olacağı öğretilmişti. Şimdi her ne şekilde olursa olsun hızlı kazanmak için hızlı kaybediyoruz.

Çok para sahibi olmak… İnsanların para uğruna her yolu denemesi ise belki de en ağır tablo olarak önümüzde duruyor. Faize para yatırmak bugün her zamankinden çok daha fazla sıradanlaştı. Ay sonunda alacağın para, bir başkasının daha fazla yorulan bedeni, bozulan sağlığı ve psikolojisidir. Sen belki kazandın; ama bir başkası kaybetti. Sen hiçbir şey yapmadan daha çok kazandın; ama bir başkası çok şey yaptı daha ve çok kaybetti. Çevramdeki insanlardan gördüğüm bir diğer şey ise paranın kaynağının sorgulanmaması… Yeter ki gelsin, her ne şekilde ve surette gelirse gelsin deniyor. Oysa para sadece bir araçtır. Amaç haline geldiğinde insanı kendine benzetir. Yani bazılarının ELİNİN KİR’i olan kir’e. Sokakta kirli misiniz? diye sorsak üzerimize çullanacak insanlar maalesef farkında olmadan kir oluyorlar. Pazarda eksik mal tartanlar, çürükleri arka kısıma koyanlar, yiyeceklere hile karıştıranlar, son kullanım tarihi geçmiş ürünlerin tarihlerini değiştirenler, fiyatlar yükselsin diye işbirliği yapanlar, komşu esnafı kötüleyenler… Bizim gerçek toplumumuza ait değiller; çünkü biz komşusu siftah yapmadı diye müşteriyi oraya yönlendiren insanların torunlarıyız.

Bütün bunlara rağmen bugün içimde küçük de olsa bir umut ışığı belirdi. Son günlerde bakanlık kabinesinde yapılan değişiklikler, başlatılan operasyonlar bir şeylerin fark edildiğini gösteriyor. Belki biraz geç kalınmış olabilir; ama tamamen kaybolmuş değiliz. Ancak asıl mesele sadece yukarıdan, tepeden gelen düzenlemeler değil. Bizim de bunun bilincinde olarak normalleştirdiğimiz şeylerin normal olmadığını sorgulamamız gerektiğidir. Trafikte aracından kavga etmek için inen birinin ehliyetini devlet alıkoyabilir, vücudunu sergileyerek para kazanan kişileri hapse atabilir, kusurlu mal satanlara cezalara verebilir; ancak Devlet ne yaparsa yapsın biz ahlaki değerlerimizi düzeltmezsek yaptırımlar da sınırlı kalacaktır. Toplumsal çürüme dediğimiz olgunun temelini de tüm bu sayılan şeyler oluşturuyor. Toplumsal çürüme, yozlaşma, çöküş…ifade ne olursa olsun, bunlar toplumumuzu saran hastalıklardır.

En büyük dileğimiz nihayetinde eski toplum yapımıza dönmek değil, bizi biz yapan ve diğer milletlere örnek olan o ruhu yeniden diriltmek. Hak yemekten korkan, haramdan sakınan, kadını koruyan ve değer veren, parayı değil ahlakı merkeze alan ve İnsan, insan olduğu için değerlidir!” (Şükran Hindioğlu) anlayışına kavuşmak.

Toplumlar tankla, tüfekle, teknoloji ve ekonomi ile hayatta kalır belki. Ahlak ve değerler olmadığında ise ancak yaşayan ölü olarak hayattadırlar.


“Toplumumuzu Saran Hastalıklar” için 3 yanıt

  1. rical-i gayb avatarı

    Ahlak ,vicdan ,merhamet ve toplumsal kültürün yapısını oluşturan kavramların dejenere olması tahribata uğraması hastalık semptomları gibi reaksiyonlar gösterir, bu tip durumlarda karar verici mekanizmanın tepkisi semptomları gidermekmi yoksa hastalığı tedavi edici reçete uygulamak mı?
    Verilen cezalar, uygulanan tedbirler kesin sonuçmu , yoksa toplumun adalet duygusunu teselli etmek mi?

    Bir insanın düşün dünyasını yadırgamadan yazıya dökmesi ve bunu soft bir şekilde okumak çok güzel emeğine sağlık.

  2.  avatarı

    Bir milletin gerçek gücü ne parasında ne de makamındadır onun asıl gücü kul hakkından korkan vicdanında helali haramdan ayıran imanında ve değerlerini her şartta koruyan onurlu insanlarının yüreğindedir Çünkü ahlak çökerse toplum çöker vicdan susarsa adalet ölür Ama insan, özünü ve değerlerini kaybetmezse, en zor zamanlarda bile yeniden ayağa kalkacak gücü kendinde bulur Unutulmamalıdır ki geleceği ayakta tutacak olan şey servet değil karakterdir

    1. tamosirada avatarı

      Kesinlikle katılıyorum. Yazıya hayat veren kelimeler: karakter, adalet, vicdan, inanç, ahlâk… hepsinin manaları farklı farklı görünse de. Toplumların kolonlarını oluşturan temel malzemelerden. Malzeme eksik olur ise en küçük bir sarsıntıda binayı taşıyan kolonlar patlıyor.

rical-i gayb için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.