Hayat Ağacı (The Tree of Life) Filmi: Çocukluğuma Açılan Sessiz Bir Kapı

Hey Brad! keşke bu yazıyı okusan da kıtalar ötesinden sana Hayat Ağacı filmindeki üstün oyunculuk performansından yazılmış methiye dolu bu cümleleri okusaydın eminim ki bana bu övgülerimden dolayı çok teşekkür ederdin. ^^ Tüm bunlar tabi ki bir hayranlığın da çok ötesinde bir başarının sonucunda yazılmış cümleler. Tabi ki filmi değerlendiriyor ve orada hayata dair bir şeyler buluyor. Tam o sırada da şunu anlıyoruz ki bu filmdeki başarılı oyunculuğunun sadece iyi bir aktör olman değil. Belki de bu senin filmindi. Kendini bize anlattığın ve bizim de kendimizi bir evlat, eş, baba rolüne yerleştirdiğimiz bir film…

Brad Pitt’in olduğu bir filmi açarken insanın kafasında hiçbir zaman tek bir beklenti olmaz. En azından benim olmıyor; çünkü Brad, her tarza, her role, her ruh hâline uyabilen ender oyunculardan biri olmuştur. Bendeki yeri de Türk Sineması unutulmaz aktörlerinden Cüneyt Arkın ile eşdeğer. Bazen bir dövüş kulübünün kaotik yüzü, bazen bir westernin sessiz sertliği, bazen de bir babanın içini kemiren suskunluğu ya da Amerika arizonalarında at koşturan bir kovboy… Onu izlerken “bu rol ona yakışmış” demekten hiç yorulmuyoruz değil mi? Rolü ne olursa olsun hepsini başarıyor. Hayat Ağacı da tam olarak böyle bir film; Brad Pitt’in bağırmadan, parlamadan ama derinden iz bıraktığı işler arasında yer alıyor.

Bir iki defa izlediğimi haırlıyorum; ancak son izlememden çok uzun zaman geçmişti. Hatta dürüst olmak gerekirse, tekrar aklıma düşeceğini de sanmıyordum. Ama nedense dün, durup dururken geldi aklıma. Belki bir cümle, belki bir an, belki de içimdeki bir sessizlik tetikledi. Bazı filmler vardır ya, sen onları hatırlamazsın; onlar seni doğru zamanda bulur. Hayat Ağacı da benim için öyle bir film.

Hayat Ağacı (The Tree of Life) bir filmden çok, izleyenin içine doğru yaptığı sessiz bir yolculuk gibi. Bu filmde olayları anlatmak yerine anıları fısıldar; diyaloglardan çok hislere yaslanır. Filmi izlerken çoğu zaman “ne oluyor?” değil, “ben bunu nerede yaşamıştım?” sorusu belirir zihnimde. Çünkü bu film, hikâyesini ekranda değil, insanın kendi iç dünyasında tamamlaması için ortaya konmuş diye düşünüyorum. Hiç bu gözle izlemiş miydin?

Brad Pitt’in canlandırdığı baba karakteri insanı en çok zorlayan figür olabilir. Hem kadın hem erkek olsun… Sert, kuralcı, sevgisini göstermekte beceriksiz ama bir o kadar da kırılgan… Onu izlerken kızdığım kadar anladığımı da fark ettim. Çünkü bu baba, sadece filmdeki bir karakter değil; pek çoğumuzun çocukluğunda tanıdığı, sevgiyi disiplinle karıştıran bir kuşağın temsilcisi. Onun sessiz öfkesi, çocukların omzuna yüklenen beklentiler ve hayal kırıklıkları, içimde unutulduğunu sandığım duyguları her defasında yeniden uyandırıyor…

Anne karakterinde ise Jessica Chastain var. Bu kadını biliyorum, güzel filmleri var ama bu filme çok daha yakışmış. Canlandırdığı anne, şefkatiyle, kabullenişiyle ve neredeyse yerçekimine meydan okuyan zarafetiyle hayatın yumuşak tarafını temsil eder. Sanırım bendeki ”anne!” kelimesinin tam olarak karşılığı bu. Hayalimdeki ve tıpkı annemin de olduğu bir model ve zariflikte. Onu izlerken insanın içi sakinleşiyor; sanki dünyadaki tüm sertliklere rağmen hâlâ korunabilecek bir masumiyet varmış gibi hissettiriyor. Söylemesi belki komik olacak ama; erkek olmama rağmen… Aslında bu karakter üzerine çok daha fazla şey söylerdim; ancak kelimelerim şu an yetersiz kalıyor. Belki ilerleyen zaman diliminde bu kısım yeniden aklıma gelirse yazacağım başka şeyler de olacak.

Film boyunca “lütuf” ve “doğa” arasındaki bu sessiz çatışma, insanın kendi içinde de bitmeyen bir savaşı hatırlatıyor. Hayat Ağacı’nı izlerken zaman kavramı silikleşiyor. Öyle bir zaman ki zamanın nasıl ve ne zaman geçtiği ilerlediğini kavrayamıyoruz. Güzel bir detay vereyim tekrar izleyeceklere çocukluk anıları, evrenin doğuşuyla yan yana geliyor; bir çocuğun kaybı, yıldızların oluşumuyla aynı nefeste anlatılıyor. Bu da insana şunu düşündürüyor: Bizim için yıkıcı olan acılar, evrenin büyük sessizliği içinde belki de sadece bir titreşim. Ama yine de o acılar, bizi biz yapan en derin izler.

Filmin yavaşlığı, hatta zaman zaman sabrımı zorlayan sessizlikleri, aslında hayatın kendisine çok benziyor. Hayat da çoğu zaman açıklama yapmaz; sadece olur. Öyle değil mi? Hayatımızda açıklaması henüz açıklaması olmayan o kadar çok şey oluyor ki. Filmdeki olay örgüsü şöyle gerçekleşiyor: yargılamıyor, cevap vermiyor, sadece gösteriyor. Gördüğün şeylerde cevapları kendin aramalısın.

Hayat Ağacı herkese hitap eden bir film değil, kesinlikle. Birçok kişi daha başlarda “bu bir film mi? yoksa bir belgesel mi, belli değil” deyip kapatacaktır. Ama doğru bir ruh hâlinde, doğru bir yalnızlık anında izlendiğinde, insanın kalbine nasıl dokunuyor göreceksin. Benim için bu film, çocukluğuma, aileme ve içimde hâlâ cevabını arayan sorulara tutulmuş bir ayna gibi. İzledikten sonra değil; uzun zaman sonra bile insanın içinde yankılanmaya devam eden türden. Benim gibi. Öyle değil mi?


“Hayat Ağacı (The Tree of Life) Filmi: Çocukluğuma Açılan Sessiz Bir Kapı” için bir yanıt

  1.  avatarı

    filmi izlemedim hatta ilk defa duyuyorum ancak öyle harikulade anlatmışsın ki hemen bu gece izlemek isteği doğdu içimde.

Anonim için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.