Yolun bizi götürdüğü yer

Bir yol gider, adı bilinmez bir diyara, yol uzun mu olabildiğine. Hepimiz bu yolun yolcusu isteyerek yahut katlanarak değil mi? Artık hangisi ise. Hepimizin var bir hüznü, ondan sebeptir ki doğarken ağlamışız. Bu yolun bize ne çok acılar tattıracağını pek önceden bilmişiz. Bu bir keder; bütünüyle, tamamiyle, her şeyiyle. İçimizde tüm benliğimizi sarıp sarmalayan uçsuz bucaksız karanlıklar var. Belki sonrasında aydınlıklar bulacak bizi; ama eminim öncesinde karanlık var.

Her şeyden önce yalnızlığı tadacağız baştan sona. Bazılarımız boşa geçmiş bir ömrün acıklı anılarını hatırlayacak; bazıları hüzünlü; bazıları karanlık. Sence burada, bu noktada umut edebilecek bir şey var mı? Yolun bizi götürdüğü yeri bilmeden gidiyoruz. Tam olarak ne yapmamız gerektiğine karar veremiyoruz. Dün, şu an ve yarın neyi nasıl yapmamız gerektiğine karar veremeyeceğiz. Bazen umursamadığımız, basite aldığımız şeyler dün önemsizken bugün neden önemli? Bu şekilde neden davranıyoruz hiç düşündün mü? Hepimizde karanlık bir yan var. Kimi bu karanlık yanın hemen kıyısında kimi ise tam ortasında. Hayattaki basit şeyleri bize kompleksmiş gibi gösteren şey de bu karanlığın esiri olmamız. Verdiğimiz kararlar orada, tam ortasında olmamıza sebep oluyor.

Bir keresinde yaşlılar evini ziyaret etmiştim. Oradaki insanlara ”hayatınızda verdiğiniz kararlardan pişmanlıklar yaşadığınız oldu mu?” diye sormuştum. Ekseriyette verdikleri cevaplar beni çok şaşırtmıştı. Hayatlarının büyük ve önemli bir kısmını etkileyen, sarsan kararları hep hüzünlü oldukları zamanlarda verdiklerini söylemişlerdi. Nasıl olur? zaten karanlıktayız ve umutsuzluk çukurunda iken bir umut verdiğimiz kararlar bizi bilinmeze götüren yolda hayatımızı nasıl sarsabiliyor? Peki ya devamı? Bir devamı var mı? Sorumun devamı olan soruyu aynı kişilere tekrar sordum. Aslında…bu soru tek bir soruydu, devamı yoktu. Üniversite 2. sınıfta yapmam gereken bir ödevden ne kadar yüksek not alabilirsem o kadar iyi…amacıyla yapılacak olan ve ilk etapta bana saçma gelen bir yolculuktu. Sorumun sorusuna devam ettim. ”Hayatınızı etkileyen bu kararı aldığınızda, sonradan birçok kez pişmanlıklar yaşadığınızı söylediniz. Hatta sarsıntı varsayabileceğimiz ve sizi etkileyen olaylar cereyan etmiş. Bugün, şu anda o anınıza dönme şansınız olsaydı. Yine o kararı verir miydiniz?” Alacağım cevaplardan o kadar emindim ki. Yazdığım sorunun cevabını ilgilendiren kişi adına ”Evet…,” yazmıştım bile. Ancak bu kez de beni sarsan şeyleri duydum. ”Hayır!” ”Öyle olması gerekiyordu!” ”Asla! Hayır” ödev arkadaşımın elimden kalemin kağıt üzerine düştüğünü ve boş gözlerle etrafa baktığımı söylediğini hatırlıyorum.

Orada hiç kimseye ilk sorunun devamı olan 2. soruyu sormadım. Şimdi neden sormadığımı daha iyi anlıyorum. Aralarından muhakkak ”Evet…” diyenler çıkmıştı; ancak onların da hayatlarını sarsan her kararları için olduğunu düşünmüyorum. Çünkü verdikleri ”Evet…” cevabı ani değildi. Yaşlanmış beyinlerinde kalan anıları bir süzgeçten geçirip düşündükten sonra vermişlerdi bu cevabı. Bir insan hayatının belki bir umut farklı yöne evrileceği bir karar şansı tekrar sunulsa neden yine aynı kararı verir? Belki de şu an huzur bulduğu yerde olamayacağı korkusundandır. Ya da belki de bizi alaşağı eden o karanlık tarafımızdır.

Yolun bizi götürdüğü yerde muhakkak yalnız kalacağımız belki kısa belki uzun zamanlar olacak. Hatırlamak isteyip de istemeyeceğimiz o anılar içinde kendimizi suçlamak yerine eminim bir çoğumuzun cevabı yine bizi o karanlığa saplayan ”Hayır!” olacak.

Darülaceze ziyareti anısı, yıl 2012


Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun:

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.