Yine sıcak bir yaz günü. Tarihe şimdi baktım 1 Ağustos’a girmişiz. Bazen dökülen, bitmek bilmeyen satırlar öylesine ağır geliyor ki yazara. Karmakarışık bir iç dünyadan hangi kelimeyi çıkarsam? Nereden başlasam acaba? diye bir sorun baş gösteriyor. Baharın gelişi çoktan müjdelendi kırlangıçlar tarafından. Şimdi ise yaz türküsü söyleyen serçelerin sesleri geliyor penceremden. Biçimsizce dizilmiş betonarme yapıların arasına sıkışmış bir dut ağacı ve dallarına karışmış bir hurma ağacı dallarına konuyorlar arada bir. Dut ağacı bu yıl umutsuz sanırım hiç meyve vermemiş. Ancak hurma öyle değil. Her şeye rağmen dallarında güzel yeşil hurmalar seçiliyor. Hurma ağacı umutlu; ama bugün ben dut ağacı gibi umutsuzluktan yanayım.
Sigara yakmayı pek sevmem; lakin bugün dumanı pek fazla doluyor ciğerlerime. Sonrasında havada süzülen duman açık pencereden süzülüp gidiyor tıpkı bazen bizi terk eden umutlarımız gibi. Öyle vakitler olur ki, her şeyi yapmış olmanın verdiği gururla bir o kadar da çaresizlikle bekleyiveririz. Dolaplar da doludur ancak o gün ağzımıza bir yanık sigara yanında koku yapmasın diye bir sakızdan başka bir şey girmez. Sigara dumanına tutunmaya çalışır söylemek isteyeceklerimiz de söyleyemeyiz. Yazarken elimiz titrer, söylerken dilimiz tutulur. En korktuğumuz şeyi yaparız defalarca kez. ”Evet korkarım yine korktuğumuz gibi oldu.” Kendimizi ikna edemeyiz ki sıra başkalarına gelsin. Hatta çoktan kendimiz de olmayışlara ikna olmuşuzdur; ancak ”hayat ne gösterir bilemeyiz.” diyenlerden taraf olmaya uğraşırız.
Emin olacağımız bir husus var ki hayat çok güzel; fakat bir o kadar da zor. Bazen beklemek en güzeli bazen de en çekilmezi. Ve yine her şeyi Emanetçilerin En Güvenilir Olanına bırakmak en iyisi.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: