İnsan Her Zaman Özgürdür

Tolstoy der ki; ”Her eylemin öncesinde yatan bir sebep olduğu için insanın özgür olmadığını söylerler. Oysa insan her daim ‘şimdi’nin içinde hareket eder. Ve ‘şimdi’ zamanın dışındadır; geçmiş ile gelecek arasında bir bağdır sadece. Bu sebeple ‘şimdi’nin içinde insan her zaman özgürdür. Gelecek için endişe etmeyin, çünkü gelecek diye bir şey yoktur. Sadece şimdi vardır, onun için yaşayın. Ve şimdinin içinde iyiyseniz, sonsuza dek iyisiniz demektir. İnsan yalnızca acıyla büyür. Bunun farkında olmak ve başa gelen talihsizliği kabul etmek iyidir. Böylece insan isteyerek sırtlandığı yükleri hafifletir. Yaşamın bedende değil de ruhta olduğunu fark ettiğinizde artık ölüm yoktur, sadece bedenden kurtuluş vardır. Ruhumuzda ölümün ötesinde bir şeyler görürüz. Zihninizde neyin bedensel olmadığını ayıklayın. O zaman içinizde neyin ölümsüz olduğunu anlayacaksınız. Yaşamımızdan hoşnut olmama hakkımız yoktur. Yaşamdan hoşnut değilsek, bunu kendimizden hoşnut olmamak için bir sebep görmeliyiz.”

31 Ekim 1909

Leo Tolstoy’un bu sözleri, ilk bakışta insanı rahatlatan bir kabulleniş gibi görünür… ama biraz durup içine bakınca, rahatsız eden bir tarafı da vardır. Çünkü “şimdi”nin özgürlüğü, aynı zamanda bütün sorumluluğun da merkezidir. Kaçacak bir gelecek yoksa, sığınacak bir geçmiş de yoktur. Zaman dediğimiz şeyin aslında bir akış olmadığını fark ettiğimiz an… bir şey kırılır içimizde; çünkü biz hep onunla ilerlediğimizi sanırız. Bir yere doğru… Daha iyi bir versiyonumuza, daha anlamlı bir hayata… Oysa “şimdi”, ilerlemez. Beklemez. Birikmez. Sadece vardır. Ve biz onun içinde sürekli karar veririz, çoğu zaman fark etmeden… Şimdilik buradayız, eğer yarın var olacaksa biz de var olacağız. Belki yarın bizsiz var olacak ve yarın da şimdi olacak.

Belki de bu yüzden özgürlük korkutucudur. Çünkü nedenlerimizi kaybettiğimizde, bahanelerimiz de dağılır. “Ben böyle biri oldum çünkü…” diye başlayan cümleler anlamını kaybeder. İnsan, kendi seçimlerinin çıplaklığıyla karşı karşıya kalır. Ve işte tam o an…tam o sırada kendine bakmak zorunda kalır. Acı meselesi de burada derinleşir. Tolstoy’un söylediği gibi, insan yalnızca acıyla büyür derken… bu büyümenin bir ilerleme değil, bir soyulma olduğunu düşünmek gerekir. Katman katman… savunmalar, hikâyeler, alışkanlıklar… hepsi dökülür. Geriye kalan şey ise çoğu zaman artık tanıdık gelmez.

Çünkü biz kendimizi çoğunlukla geçmişimizle tanımlarız. Yaşadıklarımızla, başımıza gelenlerle, bize yapılanlarla… Oysa eğer yalnızca “şimdi” varsa, o zaman kim olduğumuz da sabit değildir. Sürekli yeniden kurulan bir şeydir. Her an. Her seçimde. Her vazgeçişte… Her bırakıp gidişte… Bu hep böyledir. Böyle olacak.

Ve belki de bu yüzden, insan bazen kendi hayatından hoşnut olmaz. Ama bu hoşnutsuzluk… dışarıya ait değildir. İçeride bir yerde, tam olarak bakılmayan bir boşlukta büyür; çünkü insan, kendiyle yüzleşmek yerine zamanı suçlamayı tercih eder. “Henüz değil”, “artık çok geç”, “bir gün”… Bu ifadeler aslında zamana değil, kalplerimizdeki korkuya aittir.

Ruh meselesine gelince… Büyük Tolstoy’un işaret ettiği o ayrım, yani beden ve ruh arasındaki çizgi… modern insanın en çok unuttuğu yer olabilir. Çünkü biz bedeni korumayı öğreniriz, ama ruhu dinlemeyi değil. Oysa ruh, zamanın dışında kalandır. Eskimeyen, acele etmeyen, yarışmayan…O haklıydı.

İşte tam da burada ölüm korkusu tam manasıyla çözülür… eğer yaşam gerçekten bedende değilse, o zaman kaybettiğimiz şey bir son değil, sadece bir ruhumuzu taşıyan o cesedin geride bırakılışıdır. Ama bunu anlamak için, önce yaşamın ne olduğunu yeniden sormak gerekir. Yaşam nedir? İçinde bulunduğumuz çağa ayak uydurmak mı? Ruhumuzu taşıyan bedenlerle diyardan diyarlara süreklenip durmak mı? Bu zamana ait miyiz? ya da bu zamanda bize ait olan şeyler nedir?

Zihnimizde neyin bize ait olmadığını ayıklamak… en zor kısmı belki de. Çünkü düşüncelerimizin, cümlelerimizin bile bize ait olup olmadığını sorgulamak… insanı bir iç muhasebeye yaklaştırır. Orada tutar. Ve o sessizlikte… ne kalır?

Belki sadece şu an. Belki sadece bir his. Belki tamamlanmamış bir cümle gibi duran bir varoluş… Ve tam da orada, insan kendimize sorarız. Eğer gerçekten şu anda ”şimdi” dediğimiz şey varsa, yarın sabahında özgür olan ben kimim? Şimdinin karşımıza getirdiği durumlarda her ne kadar tutsak olsak da yarın özgür olacağız. Bizi bugün tutsak eden düşüncelerimiz, duygularımız, hüzünlerimiz, pişmanlıklarımız yarın olmayacaklar çünkü yarın diye bir şey yoktur ve işte bu yüzden insan her zaman özgürdür.


Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun:

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.