Bu şey bana berrak bir rüya hissi veriyor, artık pek berrak rüya görmüyorum; ama gördüğümde bu şartlar altında oluyor ve insanlar sahte görünüyor, beni uyandırıyor ama çoğu zaman görmezden geliyorum, hiçbir şey yapmıyorum sadece dolaşıyorum ve beynimin benim için ürettiği şeyleri kendi bakış açıma göre öğreniyorum. Hayatın aynı anda hem bu kadar acı verici hem de bu kadar güzel olabilmesi ne tuhaf değil mi ? Sözleri olmasa bile böylesine derin anlamlar taşıyan şiirler yazan gözlerin için teşekkür ederim. Bir amaca hizmet eden, kelimeler olmadan da bir anlam ifade eden gözlerin… Ve bu belki de az sayıda insanın mücadele edeceği bir şeyi ortaya çıkarıyor. İçinde en ufak bir mutluluk emaresine dair hiçbir şey bulunmayan eve her akşam dönen biri gibi. Anlamsız belki ama dönüp dolaşıp durmalar ve gerisin geriye dönmeler. Oraya geri dönmeler.
Hayat, insanı kendi hakkında o kadar çok düşünmeye iten derslerle dolu ki… bazen aslında kendini duygusal düzeyde tanımadığını fark ediyorsun. Hatta tanıtamadığını. Zamanı durdurabilseydik keşke. O zaman belki bir başka güzel olurdu her şey. Bir önceki sefere göre daha hazırlıklı olabilirdik her şeye.
Yitirilip gidene mi bu özlem yoksa gidip de gelmeyene mi? Yine aynı yerde bulmak mı kendini tekrar kaybolacağını bile bile? Soğuk odalarda kaybolmak, yatağın soğuk tarafında uykuya dalmak; tıpkı çocukluğumdaki gibi yatakta ben hep soğuk yeri arardım. Gerçek şu ki, her hayatın bir yalan evresi var ve bana nedense bazen o evrenin tam ortasındaymışım gibi geliyor. Özlerim dediklerim hiç özlenmiyor. Kayboldum dediğim yerde hep ise kendimi buluyorum. Kendini tanıdığını söyleyen ben bazen kendimi hiç tanımıyorum. Tüm bunlar benim yalanlarım değil mi? Peki ya hayat? Bazen acı bazen tatlı yönleriyle, bize bakan hayat, yalanın ta kendisi neresinden bakarsan bak. Ben demiyorum ayrıca ”Yalan dünya” diye boşa dememişler 🙂 yalan olan yalan temeller üzerine kurulmuştur.
Ahhhh…evet şimdi daha iyi anlıyorum. Bazen bırakmanız gerekir. Tünel ne kadar uzunsa bile bir yerlerde bir ışık olduğuna inanmamız gerekir değil mi? İnanalım o zaman. İnanalım ve bizi o karanlık tünelde tutup bağlayan şey ne ise ondan kurtulalım. Yalanlarımızdan arınalım. Bu bir keder değil. Kendimce şu an için görebildiklerimle bir değerlendirme ve şikayet ettiğim bir durum da yok. Hani sevdiğimiz bir filmi, bir yemeği ya da bir etkinliği eleştiririz ya onun gibi bir şey bu da. ”Yemek biraz yağlı ama nefisti” ”Filmin konusu harikaydı ama bazı mantık hataları vardı.” ”Etkinlik dolu dolu geçti fakat çok geç başladı.” gibi bir değerlendirme nazarından baktığımda, tam ortasında bulunduğum hayat evet yalanlarıyla katlanılır bir seviyede. Belki çok seviyorum ve bir şikayetim de yok; ancak bırakmaktan korkulacak bir seviyede de değil. O sebeple dilediğimiz kadar eleştirebiliriz. ^^
Mavi bir geceden kalan kırıntılar ve devamı

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: