Bugün bunu kendime bir kez daha söylüyorum. Bu cümle kalbimin odalarında yeniden yankılanıyor. Dün geceye, yastığa başını koyduğun vakitte, yastığın yüzünü üşütecek derecede üşüttüğünü hissettiğini anımsadığında ve kendi kendine şu cümleyi söylediğinde ”Eğer çabalamaktan vazgeçmeye karar verdiysen, işte orada kazanmaya başladığın bir noktadasındır.” Bu hayatın herhangi bir anında, herhangi bir noktasında, herhangi bir şey için olabilir. Asla tutturamadığın bir şans oyunu, kazanamadığın bir sınav, asla ikna edemediğin biri… İlkinde paran, ikincisinde vaktin, üçüncüsünde de yaşama hevesin gider. Hayat bazen inat etmeyi de inatçıları da sevmez. Karmaşık düzenin karması kendine karşı koymaya çalışan kimseleri sevmez. Belki de bazen ”Sana daha iyi bir şey vermek istiyorum. Bunu görmüyor musun? Buna neden engel olmaya çalışıyorsun?” diye de çıkışır. Ama onun bu çıkışması bir insanın bir başkasına yaptığı kızma hareketinden çok farklıdır.
Çünkü Evren bağırmaz. Kapıları çarpmaz. Hesap sormaz. Sadece sessizce elindekini alır ve yerine yenisini koymak için bekler. Bu alış bazen elinden en sevdiği oyuncağı alınan bir çocuğun duyduğu hüzünden çok daha fazla acı verir.
Fakat biz, elimizdekini öyle sıkı kavrarız ki yeni olana yer bırakmayız. Kaybettiğimizi sandığımız şeyin, aslında bizi orada tutan bir zincir olduğunu çoğu zaman çok geç fark ederiz. İnsan vazgeçmek ile pes etmek arasındaki farkı zaman geçtikçe öğrenir. Kimi hemen kimi 20 sene sonra… Pes etmek, umudunu toprağa gömmektir. Vazgeçmek ise yanlış toprağa tohum ekmeyi bırakmaktır. İkisi de birbirine çok benzer; ancak biri ölümü, diğeri doğumu temsil eder. Durum her ne olursa olsun, nefes aldığın sürece hayat senden vazgeçmeni istiyor. Belki de bazı kapılar bütün gücünle itmen için değil, artık önünde beklemeyi bırakman için kapatıldı. Bazı insanlar seni anlamadığı ya da kötü biri olduğun için değil, senin yol arkadaşın olmamaları gerektiği için sessiz kalıyordur. Ya da hiçbir sebebi yoktur. Sadece öyle olması gerekiyordur. Ya da gecelerinin ümit ışığı bazı hayallerin gerçekleşmediğinde hayat seni cezalandırmıyordur; yalnızca seni, sana elem vermeden gerçekleşeceği yere doğru götürüyordur. Burada üzücü bir örnek vermek isterim. Bundan yakın bir tarihte öğretmenlik bitirmiş bir kız vardı. Polis olmak istemişti. Birçok kez aşamaları geçememişti. En son denemesinde kazanmıştı; ancak mesleki eğitim aldığı dönemde bir gün talihsiz bir kaza meydana geldi. Yanlışlıkla ateş alan silahı kendisi gibi eğitimde olan başka bir arkadaşını bu hayattan kopardı. ”Olsun.” diye gözyaşı döktüğü şey ”Keşke olmasaydı.” şeye dönüştü.

Hayat ne gariptir ki insan en çok vazgeçtiği gün hafifler. Omuzlarında taşıdığı yükün ağırlığını, onu yere bıraktığında fark eder. O ana kadar yükü değil, kendini taşıdığını sanır. Oysa bazen insanı yoran şey yürümek değil; yürünmeyecek bir yolu inatla yürümeye çalışmaktır. Bugün bunu kendime bir kez daha söylüyorum. Her vazgeçiş bir yenilgi değildir. Bazıları, hayatın sana uzattığı görünmez bir eldir. “Bırak!” der. “Çünkü sen bırakamadığın için senin için iyi olanı ben veremiyorum.” Bir şeyleri kazanmak, bazen fazla çabalamakla olmaz. Savaşları bazen bitiren şey kazanmış olmak değildir. Savaşmayı bıraktığın an savaş her iki taraf için de artık bitmiştir.
Sevgili dostum eğer olmayacağını hissettiğin halde inatla çabalamaya devam ettiğin her ne ise bunu yapmaktan vazgeçmeye karar verdiysen, işte orada kazanmaya başladığın bir noktadasındır. Bazen hayat, ödülleri direnenlere değil; neyi nerede bırakması gerektiğini bilenlere verir.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: