Kısır Döngü

Değişmek istemeyen insanlara yardım etmeye çalıştığınızda çir çember oluşur. Bu çemberin bir ucunda bir kalem diğer ucunda da silgi oluşur. Siz o insanın hayatınında ardında bıraktığı lekeleri silmeye çalışan bir silgi olursunuz. O kalem elbet bitip tükenecektir günün birinde; ama o kalemin o çemberin yörüngesinde bıraktığı izi silmeye çalışan silgi de günün birinde tükenecektir. Her şey artık bitme noktasına evrildiğinde ”Ben bu noktaya nasıl geldim?” sorusunu sorar insan kendisine..Kısır döngü işte tam olarak bu şekilde tanımlanabilir. Bir yörüngesi vardır. Merkeze olan uzaklığı da asla değişmez. Hareket ve eylem vardır. Bir çaba vardır. Giden eksilen bir şeyler vardır. Ama alınan bir mesafe yoktur.


Hayatımız boyunca her bir şeyleri değiştirmek için adımlar atarız. Düne göre farklı bir hayatımız olsun diye uğraşırız. Çabalarımız, uğraşılarımız hep bu sebeptendir. Düne göre, geçip giden güne göre bazı şeyler daha iyi olsun diye. Ama bazılarımız yanlış tercihler verir ve yanlış kararlarda bulunurlar. Yanlış tercihler ve yanlış kararlar çoğu zaman insanı aynı YENİDEN aynı noktaya geri getirir. Çünkü sorun bazen verilen kararın kendisinde değil, o kararı değiştirmemekte ısrar etmektedir. İnsan alışkanlıklarına, düşünce biçimine ve alıştığı konfor alanına sıkı sıkıya tutunduğunda, hayat ona ne kadar farklı yollar gösterirse göstersin hep aynı kapının önüne gelir. Kışın sırtını üşüten soğuk duvara alışmıştır belki de geleceğin getireceği gizli ve mutlu rahatlıkların ihtimalini bile düşünmeyerek. Belki de oradaki üşüten ama hareketsizliğe alıştıran o durum göze hoş gelir. Kısır döngülerin en tehlikeli yanı da budur. İçindeyken hareket halinde olduğunuzu düşünürsünüz. Sürekli bir şeylerle uğraşır, çözüm üretmeye çalışır, yeni başlangıçlar yaparsınız. Fakat zaman geçtikçe aslında hep aynı yerde durduğunuzu fark edersiniz. Günler değişir, insanlar değişir, şartlar değişir ama sonuç değişmez. Hep aynı yerdesinizdir. Kendinizi geliştirememiş, bir adım öteye gittiğinizi sanıyorken aynı yerde kaldığınızdan bihabersinizdir. Dünkü ya da yıllarca öncekinden hiçbir farkınız yoktur. Dış dünyanın baş döndüren imkanları ve ”vay be!” lerinden bihaber sırtınızı üşüten o duvara değip sonrasında kendinizi yorganın sıcaklığına çektiğinizdeki kısa bir mutluluk çok daha büyük bir şeymiş gibi gelir.

Bazı insanlar hayatlarının sorumluluğunu kendi kararlarına ve eylemlerine bağlamak yerine yaşadıkları her olumsuzluğun nedenini dışarıda ararlar. Suçu koşullara, çevreye ya da başka insanlara yüklerler. Bu bakış açısı değişmediği sürece karşılarına çıkan her ne olursa olsun hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü değişim dışarıdan gelen bir yardımın değil, içeride başlayan bir kararın eylem alınmasının sonucudur. Yönü olmayan bir gemiye hiçbir rüzgarın yardım edememesi gibi, bir insan değişmek istemiyorsa ona sunulan ve hayatın getirdiği şeyler zamanla anlamını yitirir. Başlangıçta büyük bir istekle yardım etmeye çalışan kişiler ise kendilerini yorgun ve tükenmiş hissederler. Çünkü karşı tarafın atması gereken adımları onlar atmaya çalışırlar. Hiç kimse başka bir insanın hayatını onun yerine yaşayamaz ve değiştiremez. Hatta bunda ısrarcı olan kişi bir müddet sonra kendisinin de bir kısır döngüye girdiğini fark edecektir. Belki de bazı noktalarda yapılması gereken şey, değişmeye direnen her ne ise onu değiştirmeye çalışmayı bırakmaktır. Her mücadele devam ettirilmek zorunda mıdır? değildir. Her sorumluluk da omuzlanmak zorunda değildir. Bazen en doğru karar, kendi enerjinizi ve zamanınızı koruyarak yolunuza devam etmektir. Çünkü duran her şey, hareketsiz kalan her şey bozulur, yıpranır, çürür. Bu hayatın mekanizması ilerlemek üzerine kuruludur. Öyle ya da böyle bir şekilde ilerlemek… İlerlemek ise yalnızca hareket etmekle değil, yön değiştirebilmekle mümkündür. Kendi ekseni ya da yörüngesi etrafında yön değiştirmeden dönmekle değil. İnsan aynı düşüncelere, aynı davranışlara, aynı karar ve sonunda aynı hatalara tutunarak farklı sonuçlar beklediğinde kendisini kaçınılmaz olarak bir kısır döngünün içinde bulur. Bu döngüden çıkışı herkes başaramaz. Başarmanın yolu bence dürüstçe aynaya bakıp kendine şu soruyu sormaktır; “Ben gerçekten bu gidişatı değiştirmek istiyor muyum?” Başkalarının bizim için yaptığı fedakârlıklarla değil, kendi içimizde verdiğimiz cesur ve sonucu belki bizi korkutan kararlarla başlar.

Tüm desteklere ve geri dönüşlere rağmen acı olan şudur ki; bazı insanlar ne kadar sevilirse sevilsin, ne kadar desteklenirse desteklensin, kendi karanlıklarından çıkmayı seç(e)mezler. Arkalarında kırılmış hayaller, yarım kalmış çabalar ve cevapsız sorular bırakırlar. Zaman geçer, mevsimler değişir, yıllar birbirini kovalar ama bazı hikâyeler aynı satırda takılı kalır. Bir gün dönüp geriye baktıklarında verilen emeğin, harcanılan zamanın ve taşınılan yükün sessizliğin içinde kaybolduğunu, derin sulara battığını görürler. Hiç değişmeyen bir sonun gölgesinde bekleyen derin bir boşluk kalır.

Seni ya da bir başkasını asla suçlamıyorum. Olan, olacak olan bir şekilde oluyor.


Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun:

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.