Bazen hayatın en sert gerçeği, ikinci bir şansın her zaman var olmadığıdır. İnsan bunu çoğu zaman kabullenmek istemez çünkü içten içe her şeyin bir telafisi olduğuna inanarak yaşamak daha kolaydır. “Bir gün düzeltirim”, “zamanı gelince söylerim”, “şimdi değil ama sonra” diye diye ertelenen her şey aslında sessizce elimizden kayıp gider. Oysa bazı anlar vardır ki bir daha asla geri dönmez. Bir iş teklifini sırf hazır hissetmediğin için geri çevirmek, başka bir şehirde yeni bir başlangıç yapma fikrini korkudan ertelemek ya da sadece alıştığın düzeni bozmamak adına bir değişim talebini reddetmek… O an sana küçük ve önemsiz gibi gelir. Ama zaman geçip de dönüp baktığında, aslında neyin eksik kaldığını çok net görürsün; fakat görmek, değiştirmeye yetmez. Bazen yanlış ata oynarız. Hatta yanlış ata oynayan birine bunu söylemek isteriz, ya anlamak istemez ya da hiç anlamaz.
İnsanın içini en çok yoran şey kaçırdığı fırsatların kendisi değil, o fırsatların içinde saklı olan ihtimallerdir. “Ya kabul etseydim”, “ya o riski alsaydım”, “ya bir adım daha atsaydım” diye başlayan düşünceler zamanla zihnin içinde dönüp duran bir sessizliğe dönüşür. Çünkü hayat bazen tek bir kararın etrafında şekillenir. Bir imza, bir başvuru, bir evet ya da bir hayır… Küçük gibi görünen şeylerin insanın hayatında ne kadar büyük yön değişikliklerine sebep olabileceğini çoğu zaman geç fark ederiz. Ve o fark ediş beraberinde ağır bir durgunluk getirir; çünkü artık geriye dönüp aynı noktadan başlamak mümkün değildir.
Bazı kapılar gerçekten sadece bir kez açılır. İnsan o kapının önündeyken bunun farkında olmaz; sanki hep orada kalacakmış gibi düşünür. Ama hayat kimse için beklemez. Sen emin olmaya çalışırken, şartların biraz daha “mükemmel” olmasını beklerken zaman kendi yoluna devam eder. Bir pozisyon başkasına gider, bir fırsat ortadan kalkar, bir ihtimal sessizce kapanır. Sonra dönüp baktığında, aslında o anın ne kadar belirleyici olduğunu anlarsın. Ve o an, insanın içinde derin bir boşluk bırakır. Çünkü mesele sadece bir fırsatı kaçırmak değildir; mesele, o fırsatın açabileceği bütün yolların da kapanmış olmasıdır.
Belki de bu yüzden hayatın en zor ama en gerçek dersi her şeyin tam zamanında yaşanmak zorunda olmasıdır. İçinden geleni sürekli ertelediğinde, aslında kendi yolunu daraltırsın. Bazen risk almak gerekir, bazen konfor alanından çıkmak, bazen de “ya olmazsa?” ihtimaline rağmen ilerlemek. Çünkü hayat çoğu zaman bekleyenleri değil, harekete geçenleri ileri taşır. Ve bazen kaybettiğin şey, başarısızlık değil; denemediğin için hiç var olamayan bir ihtimaldir. İnsan geç anlar ama zaman herkes için aynı hızda ilerler.. Herkes için de aynı fırsatları tekrar tekrar sunulmaz. Bazı hikâyeler yarım kaldıkları haliyle tamamlanır. İçinde yapılmamış seçimler, ertelenmiş kararlar ve hiç başlanmamış yollarla birlikte… Hayat devam eder ama insanın içinde bir yerde o eksik parça kalır. Belki dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür ama insan kendi içinde o ihtimallerin izini taşır. Ve zaman geçtikçe bu his kaybolmaz ya sadece onunla yaşamayı öğrenirsin ya da kabullenmesen bile onunla yaşamayı kabullenirsin.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: