İnsanız ve hepimizin dönem dönem içinde fırtınalar kopuyor ve bedenimizin etrafında akıp giden kalabalıkların tam ortasında haykırmak istiyoruz. İnsanız ve bazen o kalabalıklara karışık akıp gitmek istemiyoruz ve öylece orada duruyoruz. Söylemek istediğimiz şeyler var; ama bunları söyleyecek kimsemiz yok. Bu akış tıpkı amansız bir selin ortasında kalmış ve her an kopup gidecek bir dala tutunmuş birinin çaresiz bekleyişi gibi. Hatta tam bu sırada selle beraber gelen kocaman bir kütüğün bedenimize çarparak onu parçalayacak ve bizi oradan alıp götürecek olmasından korkarak önümüze bakıyoruz sadece…
Etrafımızda bulanık bir sel gibi akan o kalabalıklar, nefesimizi kesen mil dolu sel suyundan farksız. Tıpkı sel suyunun akışının bize getirdiği o kocaman kütüklerin bedenlerimizi parçalayıp bizi sel sularının sonsuzluğunda boğduğu gibi etrafımızdaki insan kalabalıkları da bazen öylelerini getiriyor ki tutunduğumuz o yerde gelip bizi pas geçmek yerine bedenimize çarpıyor ve onu parçalıyor. Sonrası malum bulanık sular…ve hüzünlü bir son.
Geleceğ bir not olsun diye kaleme aldığım bu yazının ”Kendime Yazılar” kategorisinde olmasını çok isterdim. Ancak bu ”Hayata Dair” hepimize dair bir durumun sessiz söylenişi ve bu sebeple burada yer alması gerekiyordu. Aslında bu, dilimin telaffuz edemediği ve kendime itiraf edemediğim bir şey ve ven bu korkudan kaçamak yapabilmek için bu yazıyı Hayata Dair olan şeylerden biriymiş gibi görmek istiyorum… Üzgünüm. Bu yazıya hayat verdiğim için çok üzgünüm. Çünkü belki de seni mutlu olduğun bir anda ”yeni ne var?” diye girdiğin sitede melankolik bir halete büründürdüm belki de ve unutmak istediğin ve unutmaya yüz tutmuş acı bir anını yeniden yeşertmeye vesile oldum. Affına sığınarak bu şeye ortak olmanı ve benimle beraber olmanı, birlikte olmamızı istedim sadece…
Kendimiz dahil hiç kimseye söyleyemediğimiz bu şeyler içimizde büyüyor büyüyor ve bir çığa dönüşüyor ve bu bir çığlıkla yerinden koparak bizi alaşağı ediyor. Bunlar her şey olabilir; hayatın herhangi bir anında bizi sarsan herhangi bir şey.. aynadaki görüntümüzün artık bizi memnun etmiyor oluşu, başaramadığımız bir sınav, artık dönüşüne dair en ufak bir umut kalmamış bir sevgili, kaybettiğimiz herhangi değerli biri, ulaşamadığımız hedefler…hayaller…
…ve belki de en kötüsü, bütün bunların ortasında hâlâ ayakta durmaya çalışırken içten içe tükeniyor olduğumuzu kimsenin kendimiz de dahil fark etmeyişi. İnsan kalabalıkları arasında kaybolmak bazen yalnız kalmaktan daha ağır geliyor. Çünkü yalnızlık en azından dürüst; neyse o. Ama kalabalıklar… Kalabalıklar insana ait olmadığını hissettirecek kadar yabancı, dokunduğunda canını acıtacak kadar gerçek. Üzücü olan şu ki pek çok insan kelebeğin ömrünün yarısı bile olmayan kısacık ömründe bir ses, ona ait bir nefes, bir bakış…arar; ama onu burada bulamaz. Bu gerçeği kimseye söyleyemez… kendine bile itiraf edemez. Öylece kalır bir sessiz çığlık olarak içinde.
İçimizde sakladığımız o şeyler var ve onlar zamanla susmuyor. Aksine, biz sustukça daha çok konuşuyorlar. Geceleri uykunun en kırılgan yerinde gelip omzumuza oturuyorlar. Gündüzleri en sıradan anın içine sızıp birden her şeyi ağırlaştırıyorlar. Bir bakıyorsun, hiçbir şey olmamış gibi sıradan geçen bir günün ortasında, gözlerin doluvermiş. Sebebini açıklayamıyorsun kendine; ama bilmelisin ki bunlar sessiz çığlıkların suskunluğundaki yansımalarıdır.
Belki de bu yüzden yazıyoruz. Bugün burada içimdeki benin sesiz belki de bu yüzden hepimizin sesi gibi. Söyleyemediklerimizi harflerin arkasına saklamak, yorgun saturlara dökmek için. Kendimize bile itiraf edemediklerimizi bir “hayata dair” başlığının içine gizleyebilmek için. Çünkü doğrudan söylemek bazen fazla çıplak, fazla rahatsız edici.
…ve belki de en çok, yarım kalan şeylerin içimizde yarattığı çığlıklarlala sessizleşiyoruz. Her şey herkese göre aşk meselesi değil çünkü, her kırılma bir kalp meselesi değil… Bazen bir sınavın sonucu, bazen yıllarca kurduğumuz bir hayalin elimizden kayıp gitmesi, bazen de “biraz daha kalsaydın, seni çok özlüyorum canım arkadaşım” diyemediğimiz bir dostun ardından içimizde büyüyen o tarifsiz boşluk ya da hiçbir zaman başaramadığımız o çocukluk hayalimiz… Hepsi içimizde aynı yere dokunuyor. Aynı çığlığın farklı yankıları; ama hepsinin durağı aynı.
Başaramadıklarımız var mesela. Ne kadar uğraşsak da bir türlü ulaşamadığımız, her denemede biraz daha içimize çöken o şeyler… İnsan en çok orada yoruluyor. Çünkü kimse görmüyor o çabayı. Kimse bilmiyor gecenin bir vakti tekrar tekrar denediğimizi, vazgeçmemek için kendimizi nasıl zorladığımızı. Sonra bir gün sessizce bırakıyoruz. Dışarıdan bakınca “olmadı” diyorlar sadece. Oysa içimizde koca bir hikâye gömülü kalıyor.
Elde edemediklerimiz de var. Tam uzanmışken geri çekilen, tam “olacak” derken dağılan… Sanki hayat bazen özellikle en çok istediğimiz o şey ile sınamak ister gibi. Ve biz, elimizde kalan o eksik parçalarla ne yapacağımızı bilemeden bakakalıyoruz. Ne tam vazgeçebiliyoruz ne de devam edebiliyoruz.
Bir de dostluklar, arkadaşlıklar… Zamanla solan, yollar ayrıldıkça ve uzadıkça sessizliğe gömülen, bir gün fark etmeden bitmiş ya da ani bir hayata veda ediş ile son bulan dostluklar. Ne bir kavga, ne bir kırgınlık… Sadece yavaşça uzaklaşmak ya da hayatın bağrımızdan acı vererek koparttıkları. Bir zamanlar her şeyi paylaştığın birinin artık olmaması… İşte o, insanın içinde en çok yankı yapan sessiz çığlıklardan biridir.
Ve tüm bunlar zamanla birikir. Söylenmeyenler, yapılamayanlar, gidilemeyen yollar, tutulamayan eller… Hepsi içimizde büyür çığ gibi, sessiz; ama ağır. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür; ama içimizde kopan o gürültüyü kulaklarımızla olmasa dahi sadece biz duyarız. Bu yazıya hayat veren “Bir Çığlığın Suskunluğu” başlığı tam da bu belki… Bağırmak isteyip susmak. Anlatmak isteyip anlatamamak. Bu hepimizde olan bir şey. Belki herkesçe kabul edilmiş ortak bir adı yok; fakat özeti bu. Bazen her şey suskunlukla anlatılır.
Hayatın bizden alıp götürdüğü o en kıymetli şeye karşı ”Hayır” diyen haykırışımızın suskunluğu ile bir sessizliğe kaçış, yapılması gereken en iyi şeydir belki de. Bu sefer de öyle olsun.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: