Gün ağarmadan doğan şeyler

Sevgili Gezgin,

Bu mektubu sana, henüz güneş ufuktan kendini göstermeden yazıyorum. Şehrin sesi kısılmış, zaman sanki ağır çekime alınmış gibi… Tam da bu saatlerde, “gün doğmadan doğan şeyleri düşünüyorum. Belki sen de onlardan birisin. Belki de bu yüzden hep yoldasın.

Gün doğmadan doğanlar… Onlar acele edenler değildir. Aksine, zamanın henüz kalabalıklaşmadığı anlarda var olmayı seçenlerdir. Herkes uykudayken düş kuranlar, sessizlikte kendini duyanlar… Dünya daha uyanmadan kendi içlerinde bir güneş doğuranlar.

Biliyor musun, bu insanlar genelde yanlış anlaşılır. Çünkü çoğu insan gün ışığını bekler; onlar ise karanlıkta yürümeyi öğrenmiştir. Bu yüzden yolları daha yalnız, ama bir o kadar da derindir. Senin gibi… Sürekli yer değiştiren; ama aslında hep kendini arayan biri gibi.

Sen o uçsuz bucaksız yollarda yürürken, belki de fark etmeden bu insanlara rastlıyorsun. Sabahın ilk ışığında kahvesini yudumlayan biri, sessizce defterine bir şeyler karalayan başka biri… Onlar kalabalığın parçası değil; kendi hikâyelerinin başrolüdür. Tıpkı senin gibi. Seni görünce; sanki uzun zamandır seni tanıyormuş gibi samimi davranıyorlar. Ya da onlar seni tanıyor, senin onları tanımıyor oluşuna rağmen.

Bazen karanlıkta yön bulmak kolay değildir. Ama şunu fark ettim, en gerçek yollar en az görünenlerdir. Çünkü adımını dikkatli atarsın ve o adım sağlamdır.

Senin yolculuğun hiç bitmiyor; çünkü sen sadece şehirleri değil, insanları değil… Kendinin henüz doğmamış yanlarını arıyorsun. Her yeni sabah, sende eksik kalan bir parçayı tamamlamak için doğuyor sanki. Eğer bir gün yorulursan, sana en umutsuz anlarında ışık olan, bir yudum gülümseme veren o güzel insanları… artık bitti dediğin anlarda, “en son nerede kalmıştık?” diyen insanların varlığını anımsa…

Yolun açık olsun Gezgin,
Bilinmez bir sabahın içinden yazan
Sessiz ve herhangi biri olmayan bir tanık


Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun:

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.