Bugün, Türk Bayrağının Anlamı: Ay ve Yıldız Neyi Temsil Ediyor? içerikli bir yazı yazmak istedim. İnsan, her gün gördüğü şeylere çoğu zaman en az dikkat eden bir varlıktır. Türk Bayrağındaki ay ve yıldız da çoğu zaman böyledir; hep gözümüzün önündedir ama anlamı üzerine pek durmayız. Çoğumuza ilkokul sıralarından gelen bir alışkanlık oldu. Andımızda, İstiklâl Marşı’nda hep oradaydı, bildikti, alışılmıştı. Ama ne zaman ki son zamanlarda sosyal medyada o allı-ay-yıldızlık bayrağımıza yönelik bazı saygısızlıklar, anlamsız tartışmalar ve bilinçli provokasyonlar gündeme geldi. Bu durum beni çok ama çok rahatsız etti ve ister istemez durup düşünmeye başladım: Biz bu sembole neden bu kadar sıkı tutunuyoruz? Benim gibi milyonlarca insanı rahatsız eden bu ruh nereden geliyor? Belki evet biraz üzülür, söylenir geçiştirirdik; ama bu çok daha derinden gelen iç huzursuzluğa yol açmıştı.

Türk insanına Ay ve yıldız neden bu kadar dokunulmaz geliyor? diye kendime bir soru sordum ve cevabını aradım. İşte tam o sırada kendime verdiğim cevapların sizlerce de bilinmesini istedim. Bu yazı, tam olarak bu sorudan çıktı.
Ay ve Yıldız Ne Anlatıyor, Neyi Hatırlatıyor?
Ay ve yıldız, ilk bakışta sessiz semboller gibi duruyor. Gökyüzünde gördüğümüz Ay’ın hilal şekli ve trilyonlarca yıldızlardan bir tanesi…ama biraz durup düşündüğünde, aslında çok şey anlattıklarını fark ediyorsun. Ay bana hep zamanı hatırlatıyor. Geçip giden ama tamamen kaybolmayan zamanı. Yıldız ise karanlıkta bile yol gösteren bir şey gibi geliyor bana. Umut gibi, yön gibi. Küçük Prens’te, Külkedisi Masalı’nda ve efsanelerle dolu denizci hikâyelerinde yön gösteren bir varlık.
Bu ikisi yan yana geldiğinde ortaya sadece estetik bir görüntü çıkmıyor. Daha çok, “yoluna devam et” diyen bir his çıkıyor. Her şeye rağmen o yolda devam et! Geçmişi unutmadan, yaşananları inkâr etmeden ama takılıp da kalmadan… Belki de bu yüzden ay ve yıldız, yüzyıllardır anlamını kaybetmiyor.

Bu Semboller Gerçekten Nereden Geliyor?
Çoğu kişi ay ve yıldızın Osmanlı Devleti ile başladığını sanıyor. Açık söyleyeyim, ben de bir dönem öyle sanıyordum. Oysa biraz kurcalamaya başlayınca işin çok daha eskilere gittiğini fark ettim. Orta Asya’da gökyüzü sıradan bir manzara değil; yön bulmanın, zamanı anlamanın ve hatta kutsallık atfetmenin bir yolu. Orta Asya ve Şaman Anlatıları yıldızları ruhların yolu, göğün katları olarak anlatır.
Göçebe bir hayat düşün. Evin yok, duvarın yok, çatın yok. Gökyüzü senin rehberin. Ay ve yıldız da tam bu yüzden sadece gökte duran cisimler değil; hayatın içine karışmış semboller. Ay ise koruyucu, yol gösterici kabul edilirdi. Ayrıca Mezopotamya ve Antik Anadolu’da çok eski bir gök sembolüdür. Yüce olan, güçlü olan, büyük olan gökte yer alır. Yani ay ve yıldızın hikâyesi, birilerinin masa başında çizdiği bir şey değil. Yaşanarak oluşmuş. Sanılanın aksine sadece dini değil, kozmik ve kültürel bir işaret.
Bir Sembolden Fazlası: Ay ve Yıldız Zamanla Nasıl Değişti?
Osmanlı bu sembolü aldı, sahiplendi ve devletin yüzü hâline getirdi. Ama bence asıl önemli olan şu: Ay ve yıldız, hiçbir zaman sadece bir döneme ait olmadı. Osmanlı’dan sonra gelen Cumhuriyet’le birlikte de anlamını asla yitirmedi, aksine yeni bir katman ve yeni bir mana kazandı. Manası daha da güçlendi.
Bugün Türk Bayrağı’na baktığında hem Osmanlı’yı hem Cumhuriyet’i aynı anda görebilmemiz bundandır. Hem Cumhuriyetçi’ler hem Osmanlı’cıların bugüne dek belki de hiç zıt düşmedikleri tek konu belki de Türk Bayrağı’dır. Ay ve yıldız, ikisini de dışlamaz; çünkü bu sembol, yönetim biçimlerinden çok daha uzun bir hafızaya sahip. Değişmeyen şey, onun taşıdığı ortaklık duygusudur.
Peki Ya Kırmızı? Zemin Neden Bu Kadar Güçlü?
Günlük hayatımızda kırmızı renginin çok fazla seveni, fanı var mı? Pek sanmıyorum. Şunu dürüstçe söyleyeyim: Kırmızı olmasaydı bayrak bu kadar çarpıcı olur muydu? emin değilim. Kırmızı sert ve çoğu kez eğer diğer renklerle armonize olmazsa cırtlak bir renk. Göze çarpıyor, dikkat çekiyor, kaçamıyorsun. Eleştirilerin odağı olmaman adına risk aldığın bir renk. Sanki varlığını gerektiğinde güç kullanarak, feda ederek hatta feda olarak kabul ettiren bir çağrışım uyandırıyor. Belki de bu yüzden mücadeleyle, bedelle, dirençle bu kadar kolay bağ kuruyoruz. Kurmuyor muyuz?
Anılarım arasında hiç unutmadığım ve gözümün önünden gitmeyen bir görüntü var. İlkokul yıllarımda 30 Ağustos İlköğretim Okulu’nun Kütüphanesi’nin duvarında bir resim vardı. Bir savaş meydanı, yerde şehit olmuş insanlar ve bedenlerinden akan bir kan göl oluşturmuş. O kan gölüne de Ay yansımış. Çoğ kesim tarafından bilinen bu efsane: “Ay kana yansıdı!” En bilinen anlatı ise bir savaş sonrası kimi Kosova kimisi de İstanbul savaşı sonrası der. Gökyüzündeki hilal ve yıldız, şehitlerin kanına yansır. Bu görüntü o vakitten sonra bayrak olur. Kırmızının şehitlerin kanıyla ilişkilendirilmesi bana hiçbir zaman yapay anlatı bir efsane olarak gelmedi. Bu, bire bir tarihsel bir kanıt meselesi değil tabi ki ama kalpten gelen bir duygunun ifadesi. Ay ve yıldızın bu zemin üzerinde durması, “Kazanılan, şu an elde olan (Vatan) kolay kazanılmadı” hissini veriyor insana.
Bu Sembol Neden Hâlâ Bu Kadar Etkiliyor?
Ay ve yıldızın bugün hâlâ bu kadar güçlü olmasının tek bir sebebi yok. Belki de asıl gücü, tek bir anlama sığmamasında. Herkes bu sembolde kendine ait bir şey buluyor. Kimi için bağımsızlık, kimi için geçmiş, kimi için kayıp, kimi için umut. Diğer milletlerin bayraklarını incelediğinizde; neredeyse hepsi birbirine benzeyen ya da sadece 3-4 farklı renk şeritlerin farklı varyasyonlarda bütünleştiği bir biçimde olduğunu görebilirsiniz. Kesinlikle küçük görmek ve eleştirmek adına değil; ama bana A ülkesinin bayrağı kırmızı şerit altta, mavi şerit ortada, beyaz üstte iken o ülke alakası olmayan B ülkesinin beyaz ortada, mavi altta, kırmızı üstte olması çok derin manalar çağrıştıramıyor. Bunu kesinlikle bir kıyaslama değil, bir bağ meselesi olarak örneklendirdim. Her insanın bir hikayesi olduğu gibi milletlerin de hikayesi vardır. Bu hikayenin ilk temsilini de Bayraklar yapar. Bu sebeple, bu derin hikaye belki de bizi hâlâ derinden etkilemeyi başarıyor.
Bu yüzden bayrağa yapılan her saygısızlık, kalbimize dokunuyor. Çünkü hedef alınan şey sadece bir kumaştan ibaret değil. İnsanlar orada kendi binlerce yıllık hikâyelerinden bir parça görüyor. Zorluklarla, kederle, acıyla ve kanla meydana gelmiş bir hikâye…
Türk Bayrağındaki Semboller Üzerine Son Sözüm
Ay ve yıldız, bir bayrağın üzerindeki iki şekilden ibaret değil. Onlar; gökyüzüne bakarak yolunu bulmuş, tarih boyunca ayakta kalmaya çalışmış ve bugün hâlâ kimliğini koruyan bir milletin sessiz anlatıcıları. Bir varoluş mücadelesi, bir yaşam felsefesi, bir inanç göstergesi…

Bu yazıyı yazarken amacım herhangi bir şeyi öğretmek değildi. Daha çok, durup birlikte düşünmekti. Çünkü bazen bir sembole gerçekten bakmak, ona bakışımızı da değiştiriyor. Belki de asıl mesele, ay ve yıldızın ne anlama geldiğini ezbere bilmek değil; onlara bakarken ne hissettiğimizi fark edebilmek. Çünkü bazı semboller açıklanmak için değil, hatırlatmak için vardır. Ay ve yıldız da tam olarak bunu yapar: Bize nereden geldiğimizi, neleri yaşadığımızı ve neden hâlâ burada olduğumuzu hatırlatır. Ve belki de bu yüzden, bayrağa baktığımızda hissettiğimiz şey yalnızca bir gurur değil; aynı zamanda bir sorumluluktur.
ve bitirirken anlamı bir şiir ile bitirmeyi anlamlı buluyorum. Arif Nihat ASYA‘ya ait olan muhteşem BAYRAK Şiirinin bir dörtlüğü ile…
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: