Zaman çok çabuk geçiyor. Hayat devam ediyor, her şey sadece anlık. Sevdiğiniz insanlara sürekli iyi olup olmadıklarını sorun. Hayatla barışamıyorsanız, barışın. Kimsenin sizi kurtarmaya gelmeyeceğini artık anlayın ve gerçeklerle yüzleşin. ”Hayat taşıyamayacağımız kadar ağır…” safsatalarına asla kanmayın. Hayat sadece o gücü kendinde görmeyenlere ağırdır. Bazen çevreme bakıyorum ve bazı kimselerden bazı sesler duyuyorum. ”Bu sınavı kazanmam için hayat bana adil davranmadı.” , ”Aylarca konuştuğum kişi bana kaderde beraber olmamızın yazmadığını söyledi.” , ”Çok kilo aldım; ama bu genetiğime kodlanmış. Hep böyleydim ben zaten.” artık tüm bunlar çok saçma gelmeye başladı. Evet belki o sınavı kazanamadın; ancak kazanabileceğin başka sınavlar olduğunu fark etmiyorsun. Kilolusun belki; ancak düzenli ve spor dahil edilmiş bir hayatı tercih etmiyorsun. Bunu yapsan belki sende normal bir insandan çok daha hızlı kilo verebileceğin mekanizmayı çalıştıracaksın. Belki yüzüstü bırakıldın. Terk edildin. Ancak çevrende sana hayranlık duyan onlarcasını göremiyorsun.
Zaman öyle çabuk geçiyor ki dün olmazsa olmazın bugün senden bir parça olmuş. Korktuğun, endişe duyduğun, ağladığın her şey seni sen yapmış. ”Bu kadar korkmamalıydım. Ağlamamalıydım.” dediğin her şey senin olmayanda olurun olmuş. Hadi gel şunu biraz daha açalım. Varlığın amacı nedir? Neden var olduk hiç düşündün mü? Var olduk; çünkü hiç yoktuk. Varlığımızın varacağı nokta, yokluğumuzun geldiği yer kadar uzakta. Bir hiç iken, yok iken bir anda var olduk ve dünyadaki bir çok inanışa göre artık asla yok olmayacağız. Benim kendi mukayesemde varlığımızla yokluğumuzu bir teraziye koysalar, ortasına da bizi, ikisi de birbirini dengelerdi. Öyle muhteşem bir hesap ki denkliği ile meşhur ve her şey de zıtlığıyla. Gece ile Gündüz, Yaz ile Kış, İyi ile Kötü. Bir kısmı artı olsa diğerleri de eksi toplam 0 çıkar. Bu muhteşem dengede sendeki hüzünler ile sevinçlerin toplansa yine 0 çıkardı. Eskiler derler ki ”Kış uzun olursa yaz meyvesi çok olur.” Uzun süren çetin geçen bir kış yerini bol meyveli bir yaza bırakıyor. Şimdilerde eski kışlar da yok meyvelerin tadı da.
Bu muhteşem düzende elbet seni üzecek şeyler olacaktır. Buna karşılık sendeki kış elbet yerini meyvelerle dolu bir sene bırakacaktır. Yüce Yaratıcı’nın kurduğu düzende hesaplar asla şaşmaz. Bana umutsuz uyuduğun gecelerde ümit veren düşler görmediğini sakın söyleme. Garip gelecek belki ama bazen Yaratan senin üzülmeni istiyor. Üzüntülerini giderecek arayışta önce kendini ve sonra O’nu bul diye. Hiçbir şey sandığın kadar kötü değil. İnan bana. Hayat her ne olursa olsun iyi olmayacağını düşünemeyecek kadar kötü değil. Sevdiğin insanlara iyi olup olmadıklarını sormayacak kadar değil. Zaman çok çabuk geçiyor dün ve ondan öncesi bitti bugün de bitiyor. Yarın da bitecek. Her şey gibi.
Olmayanda olmak işte bu dur. Sende olmayan her şey ile var olmaya devam etmek. Unutma bir hiçtin, yoktun. Şu an buradasın ve artık sonsuz bir ruhun var. Olmayanda var olmak. Ellerini bırakıp giden bir sevgilide aşk olmak. O artık olmamasına rağmen onda var olmak. Ve belki de insanın en büyük karmaşası tam olarak burada başlıyor. Olmayanda var olmayı öğrenmekte. Kaybedilen bir şeyin yokluğunda kendini kaybetmek. Çünkü biz çoğu zaman “sahip olduklarımız” kadar var olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, elinden alınanlarla da var kalabildiğini fark ettiği gün büyüyor. Gidenle eksilmiyorsun; kalan kendinle tamamlanıyorsun.
Hayat sana bazen susarak cevap verir. Ne bir işaret gösterir ne bir yol çizer. Sadece bekler. Senin ayağa kalkmanı, omuzlarını dikleştirmeni, “tamam” demeni bekler. O an gelir ki artık kimseyi suçlamazsın. Ne kaderi, ne geçmişi, ne insanları… Çünkü anlarsın: Suçlayacak bir şey kalmadığında artık insan özgürleşir.
Herkesin taşıdığı bir yük var; ama kimse kimsenin yükünü tam olarak göremez. Seninkinin ağır gelmesi onu özel yapmaz, başkasının hafif görünmesi onun acısız olduğu anlamına gelmez. Hayat adil değildir diyenler, çoğu zaman kendi gücünü tartmamıştır. Çünkü insan, gücünü ancak mecbur kaldığında öğrenir. Ve evet… Bazı geceler uzun sürer. Bazı sabahlar insan uyanmak istemez. Ama dikkat et: En karanlık geceler, güneşin doğmaya en yakın olduğu anlardır. Bu bir teselli cümlesi değil, bir hakikat. Hiçbir kış sonsuza kadar sürmedi. Hiçbir acı, sahibinden daha kalıcı olmadı.
Artık şunu bil: Kurtarılmayı bekleme. Çünkü sen zaten kurtarılacak biri değilsin. Sen ayağa kalkacak birisin. Hayat seni incittiyse, bu kırılabilir olduğunu değil; hâlâ hissedebildiğini gösterir. Hissedebilen insan, henüz bitmemiştir. Zaman geçiyor evet… Hem de durmadan. O yüzden sevgiyi erteleme. Kendini erteleme. “Sonra” dediğin her şey, bir gün “keşke” olarak karşına çıkıyor. Bugün buradasın. Nefes alıyorsun. Düşünebiliyorsun. Sevebiliyorsun. Bu bile başlı başına bir mucize.
Olmayanda var olmak belki de budur işte. Eksiklerle tamamlanmak. Gidenlerle güçlenmek. Kaybettiğin maddi manevi her şeyde kendini bulmak. Ve tüm bunların ortasında, hâlâ iyi kalabilmek. Kötü biri olmadan. Çünkü insan, her şeye rağmen iyi kalabildiği sürece hayat ona ağır değildir. Olmayan da olmak da bu dur.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: