Gezgin olduğu her hâlinden belliydi. Bir yere ait değildi ama hiçbir yer ona tamamen yabancı da sayılmazdı. Gittiği şehirlerde uzun uzun durmaz, kaldığı odalara eşyalarını yerleştirmezdi. Çünkü bilirdi: Herhangi bir yere ne kadar az bağlanırsa, Leyla’ya o kadar da yakın olacaktı. Onu bir sokak köşesinde, bir tren camında yansıyan yüzünde ya da hiç tanımadığı birinin sesinde bulabileceğine inanırdı. Ama hiçbir zaman tam olarak bulamazdı. Zaten arayışın kendisi, bulmaktan daha gerçekti onun için.
Leyla bazen bir anı gibi gelirdi aklına. Net olmayan, ama yokluğu çok belirgin bir anı. Bazen de hiç yaşanmamış bir hayatın ihtimali gibi. “Artık benden gitmeyecek,” derken aslında şunu kastediyordu: Aramak zahmetine düşmeyeceği, yorulmayacağız bir Leyla’nın varlığı… Gezgin şöyle diyecekti. ”Hep bir leyla aradım. Her bulduğum bir leyla idi, yitirdiğim de. Leyla, zar oldu bakışların içime, sözlerin de sevgin kadar yaktı. Kimse bilemedi içimdeki yangınları. Ve ben de kimselere diyemedim. Her leyla bir iç yakısı.”
Kederli bir nida ile ”ben artık kimsenin benden alıp götüremeyeceği Leyla’yı arıyorum.” dememiş miydi? Allah Yakındır filmindeki Reza…Artık kaybederim bir gün belki diye korkmayacağı bir leyla arayışına düştükten sonra.
Yârin aşkından Âb’ın aşkını anladım.
Ne yazsam anlatamam.
Rıza göster ey kûl, leyla gider elbet.
Hak olana git sen.

Görüşlerinizi Paylaşarak Katkıda Bulunun: